TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Dilimize bir çare!

Göçmenliğin yerleşikliğe dönüşü, yaşadığımız ülke dilini hayatımızın vazgeçilmez parçası haline getirdi. Bu çok kültürlülüğün getirdiği çok dillilik, bir zenginliği ifade ederken bir yanıyla da farklı zorlukları barındırıyor. Ayrı dil ve kültüre sahip olan insanların kaynaşması önünde -anlaşamamaktan kaynaklı- sıkıntılar yaşanıyor. Sorun sadece herkesin ortak dili haline gelen Almanca değil, aynı zamanda göçmen kitlenin kendi anadilini öğrenememesi sorunudur da.

SONGÜL YARAR

Viyana
- 7’den 70’e herkesin bir şekilde dil problemi yaşadığı bir toplumun nasıl da iletişimsiz kaldığını duyumsayabiliyor musunuz? Şu veya bu nedenle artık memleketlerinden ve dillerinden uzak yaşayan insanların yıllanmış gurbetlik hikayesinin en gariban yanlarından biridir dil sorunu. Belki de gurbetliği hissettiren en önemli unsur.

Göçün 50 yılı geride kaldı. 50 yıl ve 4 kuşak! ‘Çat-pat’ ile idare edilen konuşma özgürlüğü! Zor olsa gerek. İlk kuşağın dil öğrenmeye ihtiyacı ‘yoktu’ zaten, çünkü döneceklerdi. Ama akıp giden yıllar bunun tam tersini gösterdi. Kendileri dönemedikleri gibi ailelerini de yanlarına aldılar. Ilk kuşak kendi diliyle yaşadı, ikinci kuşak birkaç dil arasında sıkışıp kaldı ama üçüncü kuşak doğduğu ülke diliyle büyüdü, büyüyor.

Göçmenliğin yerleşikliğe dönüşü, yaşadığımız ülke dilini hayatımızın vazgeçilmez parçası haline getirdi. Bu çok kültürlülüğün getirdiği çok dillilik, bir zenginliği ifade ederken bir yanıyla da farklı zorlukları barındırıyor. Ayrı dil ve kültüre sahip olan insanların kaynaşması önünde -anlaşamamaktan kaynaklı- sıkıntılar yaşanıyor. Sorun sadece herkesin ortak dili haline gelen Almanca değil, aynı zamanda göçmen kitlenin kendi anadilini öğrenememesi sorunudur da.

Dil canlıdır, zamanla birlikte gelişir, değişir, belli kalıplara dökülür. Bu dil evriminin dışında kalmak, ister istemez dile yabancılaşmayı getirir. Örneğin aynı dili konuşup birbirinizi anlamakta güçlük çektiğiniz oldu mu hiç? Dildeki kalıplar, espriler, atasözleri toplumun yaşam tarzından, kültüründen özümsenmiş olduğundan, onları anlamak ve hissetmek de o toplumun içinde yaşamakla daha mümkün hale gelir.

Bir dilin öğrenilmesinde anadilin iyi bilinmesinin rolü büyüktür. Birebir olmasa da dillerde bir eş zamanlık görmek mümkündür. Bir atasözünü ele aldığımızda, aynı kelimelerle olmasa da başka dillerde karşılığını bulabiliriz. Çünkü onlar yaşanmış tecrübelerin parolasıdırlar. Avusturya’da yaşayan Kürt ve Türk kökenli göçmenler Kürtçe-Türkçe ve Almanca arasında sıkı bir dil antremanı içindeler. Pek çok zaman kendini tek dille ifade edememenin güçlüğü yaşanıyor. Bu doğal bir sonuç aslında.

Dil sorunu aşılmayacak bir sorun değildir. Yeter ki gerekli çaba sarf edilsin, herkese göre öğrenme metotları geliştirilsin. Çünkü dili gramerle şifrelemek yetmiyor. Belli bir pratiğin içinde olmadan, öğrenilen teori ete-kemiğe bürünemiyor yoksa. Bu kez ‘zaman’ ilacı olmuyor öğrenilenin. Özellikle okuma-yazma bilmeyen ya da az bilenlere çok daha farklı yöntemler uygulanmalı. Onlar için duyarak ve yaşayarak öğrenmek en etkili öğrenme biçimi olmalı, tıpkı çocuklardaki gibi.

Tabii ki içinde yaşadığımız toplum bireyleriyle sıkı bağlar içinde olmak, doğal öğrenmeyi getirir. Dil öğrenildikçe de bütünleşmek kolaylaşır. Toplumlar arasındaki uzlaşmaz görünen çok şeyin altında birbirini anlayamama sorunu var. Anlamayınca da anlayış gösterilemiyor? Hayatımızı kolaylaştırmak için dilimize bir çare!



Not: Bu yazım, 2004 yılında Öneri gazetesinde yayınlanmıştı. Güncelleştirerek paylaşmak istedim.

................................................
info@hallac.org


<-geriye: