TÜRKÇE DEUTSCH
PROJEKTEHALLAC MEDIENVON UNSPRESSEANKÜNDIGUNGENIMPRESSUMKONTAKT

Darbe Kokusu ve Komplo Teorileri 2


HAKAN GÜRSES

İki koyun çayırda otlamaktadır. Biri ötekine döner: “Sana bir şey diyeyim mi,” der; “duyduğuma göre insanlar bizi hayvansever oldukları için filan beslemiyorlarmış. Biraz semizleyince bizi kesip, etimizi, derimizi, hatta iç organlarımızı kendi ihtiyaçları için kullanacaklarmış.” Diğer koyun ters çıkar arkadaşına: "Haydi bırak şu komplo teorilerini de, çiğnemeye devam et otunu!"

Komplo teorilerini küçümsememek lâzım. Önemli işlevleri var bu söylemlerin. Fıkradaki gibi bir “koyunlar toplumu” yaratmak, bunların en başta geleni bence. Komplo teorisinin temel “bilme” yöntemi olarak siyasal analizin ve bilimsel açıklamanın yerini aldığı toplumlarda neyin dedikodu, neyin gerçek olduğu bir süre sonra ayırt edilemez hâle geliyor. Sosyal medyada, hükümetin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın planlarını Fuat Avni adı altında ifşa eden kişi ya da kişiler grubu, hangi siyasal hedef veya hangi partinin çıkarı için olursa olsun, bu misyonu çok iyi uyguluyordu. Ne gerçektir, ne kurgu; duyulanlar mı aktarılıyor, plan ve strateji mi söz konusu? Her şey uydurma olabilir, her söylenenin arkasından bir kurmaca çıkması mümkün, hangi haber kimin çıkarını destekliyor, bilmek mümkün değil. Böyle bir gizemli dünya sunuyor bize Fuat Avni gibi komplo teorisyenleri. Nedense, bir tek kendilerinin sözlerine inanmamızı istiyorlar, gerisi bir sırlar diyarı olarak lanse ediliyor. Bilgi kirlenmesi, komplo teorilerinin en önemli sonuçlarından (ve amaçlarından) biri.

Darbe girişimi ertesinde bu durum, iyice tuhaf ideolojik manzaralar yaratmakta. Geçen yazımda da zikrettiğim gibi, son haftalarda konuştuğum pek çok insan, darbeye karşı olmadıklarını, onu sadece FETÖ’cüler  tarafından kalkışıldığı için reddettiklerini ve darbe ertesi başlatılan büyük çaplı “temizlik” operasyonunu da desteklemekte olduklarını vurguluyor. Hatta bu operasyonlar sayesinde laik Türkiye’nin karşısında duran dincilik tehdidinin yok edilebileceğini varsayıp, umutlanmakta bu kişiler. Yani, AKP hükümetine karşı yapılacak bir darbeden yana olacağını ima eden kesim, darbe “klasik” çıkmayınca, kendisine karşı darbe yapılmasını istediği parti ve hükümeti birdenbire sorunun çözümü olarak görmeye başlamış durumda. Bu; bilgiden öte, bir mantık kirlenmesidir.

Komplo teorilerinin diğer bir işlevi de, “sessizce” hedef göstermek. Umberto Eco'nun “Prag Mezarlığı” adlı romanı; tarihteki en etkili, sonuçları açısından belki de en zararlı komplo teorisinin gelişimini, edebi bir çerçevede anlatır. “Siyon Bilgelerinin Protokolleri” adıyla tarihe geçmiş, tüm modern komplo teorilerinin annesi sayılabilecek bu mitos, antisemitizmin temel  malzemelerinden biri olmuş ve özellikle de Naziler tarafından yapılan Yahudi soykırımında önemli bir rol oynamıştır. Zaten komplo teorilerinin ciddi bir bölümü, antisemitizmden ve azınlık düşmanlığından beslenir. Her ne kadar “muktedirlerin oyunlarını” bozmaya yönelik gibi görünseler de, bu tür teorilerin asıl nişan tahtasını azınlıklar oluşturmuştur ve oluşturur hep. Türkiye’nin tarihinde, bilmem neredeki caminin avlusuna “falancanın” bomba atmış olduğu haberi, sık sık yayılmıştır mesela. Böylesi düzeneklerin ardından, 6-7 Eylül İstanbul pogromları ya da 1978 Maraş katliamı gibi faciaların oluşması da, tesadüf değil şüphesiz.

Bunlar, komplo teorisinin “objektif” toplumsal işlevleri.

Bir de tabii, bu teorilere sarılanlar için “yararlar” sağlayan sosyal psikolojik işlevler var. Bunların birincisi, komplo teorisinin kendimizi temize çıkarmada en kolay ve verimli yol olması. Madem ki bütün bu felaketler, mesela 15 Temmuz darbe girişimi, FETÖ ve benzeri gizli örgütleri tam da bu günler için kurmuş olan karanlık güçler tarafından bizzat tezgâhlanmış, o zaman bizim ne suçumuz, ne de sorumluluğumuz var bunlara ilişkin... Biz istemesek de, oluyor hepsi zaten. “Vicdanımız temiz. Biz Kürdü, Çerkezi, Lazı ile bir bütünüz ve kardeşiz hepimiz. Kötülükler dışarıdan geliyor, ulusalcılığımızla, devletin bütünlüğünü savunmamızla filan ilgisi yok olanların. Sorumluluk bizde değil, aslında biz mağduruz, fail değil; mazlumuz, zalim değil.”

İkinci işlev, birincinin mantıksal anlamda “geleceğe dönük” devamı sadece. Eğer olup bitende bizim bir sorumluluğumuz yoksa, bir yükümlülüğümüz de yok demektir. Yani, ne yaparsak yapalım, bir şeyleri değiştirmeye gücümüz yetmeyecektir. Her şey, bir üst akıl tarafından planlanıp, hayata geçirilmektedir. “Kurtlar Vadisi’ni izledin ya, orada anlatıldığı gibi işte. Faiz lobisi, dış mihraklar, emperyalizm, zaten BOP... E ben Polat Alemdar değilim ki bilader; o yüzden bir şeylere girişmekten yana değilim, başıma niye dert alayım! Kararlar verilmiş, tayinler yapılmış çoktan.” Bizim çabalarımızın hiçbir etkisi olmayacağından, bu durumda tek çözüm eylemsiz kalmak, olan biteni izlerken de çevremize komplo teorileri yaymaktır.

Üçüncüsü ise, kolayca açıklanamayan her toplumsal olguyu bir komplo teorisi ile açıklayıp, bu defa da kafaca rahatlama işlevi. Darbe girişiminden Kürt sorununa, Rus uçağından yolsuzluk meselelerine kadar bütün karmaşık siyasal-toplumsal gelişimleri dolar lobisi ile açıklamaktan daha rahatlatıcı ne olabilir ki? En somut olaylar bile, bir gizli plana bağlanabilir. Tecavüz mü olmuş yine? Ne diye “ataerkil bir toplumda din ve kadın imajları” üstüne tartışalım, neden hangi eğitim programlarının ne vadede nasıl sonuçlar verebileceği hakkında bilimsel öngörülerde bulunalım? “Bunlar, bizi geri bıraktırmak için taaa Marshall Planı döneminde hazırlanmış stratejilerin parçası,” dedik mi, son 70 yılın tüm “yerli” sorunları da açıklanmış olur. Feodal egemen erkek tasarımlarının popüler kültür aracılığıyla nasıl beslendiği; işkenceyi gözaltının kaçınılmaz bir parçası olarak görmeye alıştırılmış bir nüfusun, linç kültürünü de nasıl kolaylıkla kabullendiği; Ermeni Soykırımı ile hesaplaşılmadığı için, Kürtlere yönelik baskı ve eziyetin de topluma nasıl rahatlıkla benimsetildiği gibi çetrefilli sorularla uğraşma gereği de ortadan kalkıverir bir anda. Çelişkilerle dolu, çözümü zahmetli, düğüm hâline gelmiş ve karmaşık bir yaklaşım gerektiren toplumsal-siyasal meselelere, en basit açıklamaları sunar komplo teorileri.

Özetlersek; komplo teorisi, Türkiye kökenli insanların pek sevdiği bir toplumsal ve siyasal “düşünme” biçimi. Tabii bu bir tesadüf değil. Benzer tarihsel, yapısal ve konjonktürel özellikler gösteren birçok başka toplum için de geçerli bu durum. Böylesi toplumlarda bir şeyleri değiştirmeye başlamanın en önemli yollarından birisi, belki de komplo teorilerinin yerine daha karmaşık nedensel bağlantılara, kolektif sorumluluğa ve kişisel yükümlülüğe izin veren, bunları ön plana çıkaran açıklama modellerini koyabilmekten geçiyor.

Yine böylesi toplumların üyeleri atasözleri ve deyimlerle düşünmeyi de pek sevdikleri için, o türden bir cümleyle bitireyim bu yazıyı. Komplo teorilerine sarılmadan önce, şu deyişi bir hatırlayalım: Her ağacın kurdu, özünden olur.

....................................................................
www.hakanguerses.at
Ekım 2016



<-geriye: